ANASAYFA

TASAVVUF

PORTRELER

ZİYARETCİLER

NAMAZ

ÖNCÜLER

EFENDİMİZ

MAKALELER

KADIN -AİLE

KUR`AN ve BİZ


   
  Kuran ve Biz - www.kuranvebiz.com
  Lokman 1
 
Çocuklarımızın geleceğini inşa ederken Lokman (as)'ı düşünmek 1
 
 
Çocuklar… Çocuklarımız… Hayatımıza anlam katan, yaşamımızı zevkli kılan, geleceğimizin onlar aracılığıyla selameti sahile çıkacakları süslerimizdir çocuklarımız. Çünkü ailenin ve toplumun selameti çocuklarına bağlıdır. Toplumsal barışın ve huzurun zamklarıdır onlar…


 

 

 

 

 

Onların varlığı toplum için neşe kaynağıdır. Bir toplumun geleceğini inşa edecek temel unsur çocuklarıdır. Çocuklar, bir toplumun yarınının güvende olmasının garantisidirler. Yarının toplumunu güven temelinde inşa etmek istiyorsak çocuğu ve eğitimini ciddiyetle önemsemeliyiz.

 

Her anne ve baba, hayatta kendisine hedef olarak, çocuklarını iyi yetiştirmeyi seçer. Çocuklarının güvenli yarınlara ulaşmasını hedefler. Hani zaman zaman duyarız ya; “Hayatta başka ne isteğimiz ola ki? Çocuğumuz için çalışırız hepimiz!” tarzlı söylemleri. Reel pratikte de şahit olduğumuz veçhile bir anne ve babanın bu hayatta çabasının tek hedefi vardır. Çocuklarına iyi bir gelecek inşa etmek için çalışmak… Hayattaki birincil hedeflerinin ilk sırasında çocuğunun geleceğini güvenle inşa etme vardır. Her kes bu alanda alabildiğine gayret sarf eder. Öz kaynaklarının büyük bir bölümünü bu amaçla çocuklarına yatırır her anne ve baba. Çocuklarına iyi bir gelecek inşa etmek için bir ömür tüketirler. Çünkü yarının güvenliği, nesillerin güvenliğiyle direkt ilişkilidir. Çocuklar istikbalin garantisidirler. Yarını olmayanın ahiri berbat olur. Çünkü toplumun geleceğinin sigortası ve emniyet kemeri çocuklardır. İşte geleceğini inşa etmemiz gereken çocuklarımızın dini, ahlaki ve manevi eğitim ve öğretimi bu anlamda çok önemlidir.

 

Durum böyle iken toplumda, çocukların geleceğini kurtarma anlamında yanlış ve tehlikeli bir eğilim hâkimdir. Bu tehlikeli eğilim, çocuğun geleceği söz konusu edildiğinde genellikle madde temelli inşa süreçlerinin başlatılmasıdır. Çünkü insanlar genellikle ömürlerini çocuklarının geleceğini inşaya adarlar, ama adanan bu ömürler, genellikle madde temelli gelecek inşa etme tarzında olur. Dünyalıklarını garanti altına alma çabasıdır yapılan. Dikili bir ağacımız olsun telaşıdır. Sanki dünya temelli madde imparatorluğunun ebediyeti varmışçasına... Sanki bütün dertler madde ile bitiyormuş ve huzur maddenin elindeymişçesine… Hâlbuki en iyi eğitimi de alsa, en güçlü şirketlere de sahip olsa, dünyanın sayılı zenginlerinden de olsa şayet dini, ahlaki ve milli duyarlılığı gelişip ahlaki meleke haline gelmemiş ve kişilik oluşumu manevi doneler üzerinde şekillenmemişse bu durumda ne toplumsal huzurdan, ne de bireysel mutluluktan söz edilmez.  Böyle nesillerin yapacağı en iyi iş, toplumsal fecaatleri tetiklemek olacaktır. Allah resulü, “Allah’tan hayâ etmiyorsan dilediğini yap” buyurur. Allah korkusu taşımayan bireylerin oluşturacağı toplumlar zulüm temelinde, günah ve haramların yoğunluklu işlendiği toplumlar olur ki huzur ve refahtan ve akabinde felahtan bahsetmek söz konusu olmaz. Hâlbuki istikbalin garantisi inanan ve sahip olduğu maddi değerleri, manevi atmosferin ikamesi için istihdam eden bir anlayışta gizlidir. Çünkü madde, manaya tabi kılınıp yaratılışın yegâne hedefi olan Allah’a kulluk ve yeryüzünü imar ve iskân etme bağlamında sarf edilmedikçe bir anlam ifade etmeyecek bilakis toplumsal yıkımları beraberinde getirecektir. İnançsız yetiştirilen genç kuşağın maddi olarak terakkisi, geçmişini sahiplenmeyi ve toplumsal sorumluluklarını ifa etmeyi beraberinde getirmez. Unutulmamalı ki inanç temelli inşa edilmeyen gelecekler, temeli çürük yapı misali göçük verirler. Ve büyük yıkımları beraberinde getirirler. Hedefin mana temelli bir gelecek inşa etme olması, güven temelinde bir toplumun inşası için kaçınılmazdır. Bu bağlamda çocuk eğitimi toplumsal yaşamda önemli bir yer tutar.

 

Bir toplumu akim bırakmanın, geleceğini ipotek altına almanın, o topluma hâkim olmanın yollarının başında toplumun çocuklarını ve genç kuşağını fikren ve ruhen iğfal edip ortadan kaldırmak vardır. Eğer bu mümkün değilse başvurulacak ikinci yol, onları fiziki olarak ortadan kaldırmaktır. Çünkü çocuklar, toplumların geleceği ve sağlıklı olmalarının garantileridir. Toplumu yönetmeye aday her projenin, çocukları hedef kitle olarak seçmesi bu sebeptendir. Ciddi her projenin en temel ayağını, çocuk ve genç eğitimi alır. Yetişkinlerden başlayarak toplumsal dönüşümü olumlu ya da olumsuz yöne evirmek uzun ve meşakkatli bir süreci gerektirir. Hem de sonuç itibarıyla başarısız kalacak bir uğraşın içine girilmiş olur. Bu tespit, yetişkin eğitimini terk etmek anlamında anlaşılmamalı. Bilakis yetişkin eğitimiyle birlikte çocuk eğitiminin üzerinde daha ciddiyetle durulması anlamına gelmelidir. 

 

Bir toplumu ifsat etmek istiyorsanız toplumun gençliğini ifsat etmeniz yeterlidir. Aynı şekilde ıslah etmek istiyorsanız toplumun gençliğini ıslah etmeniz büyük bir gelişim gösterecektir. Sağlıklı ve güçlü temeller üzerinde yükselecek toplumlar, genç beyinlerin toplumun hizmetinde olduğu toplumlardır. Şer odakları, toplumları ifsat etmek için çocuklarını ve gençlerini zehirlemeyi seçerler. İçki, kumar, fuhuş, esrar, eroin, müstehcenlik vb. illetlerin genç dimağları mefluç etmesi için yaygınlaştırırlar. Her türlü iletişim ve reklam aracını bu işe hasrederler. Bir ülkeyi hedefsiz kılma ve geleceğinden emin olmayan bir konuma çekme telaşında olan bu güçler, genç kuşakları iğdiş edip akim bırakmakla beraber, toplumun ana gövdesini oluşturan ve ailenin temel direği olan, kadını da anne olma fonksiyonundan uzaklaştırarak cinsel ve tinsel bir metaya dönüştürme çabasına girerler. Böylelikle toplum ifsat olup nesil ve hars bozguna uğramış olur. Bu projelerin sahibi olan odakların hedefinde, o toplumun maddi ve manevi değerlerini talan edip rant devşirmek vardır. Bir toplum ancak ifsat olunca, her bir değerini talan etmek kolaylaşacak, sömürü düzeninin bir payandası olmaktan kurtulamayacaktır. Ancak bu durumda ensesinde boza pişiren sülüklerin gazabına uğrayıp her türlü acıyı çekecek duruma düşer. Yoksa sağlıklı bireylere ve güçlü ailevi ilişkilere sahip bir toplumun talan edilmesi, sömürülmesi, bir takım çirkin tezgâhlara payanda kılınması mümkün olmaz.

 

Lokman (as) Yol Göstericiliğinde Çocuk Eğitimi

Yüce Mevla her konuda olduğu gibi bu konuda da Lokman suresinin 12–18. ayetlerinde bizlere yol göstermiş, çocuk eğitiminde nasıl bir yöntem tayin edeceğimiz gerçekliğinin üzerinde durmuştur. Lokman (as), Kur’an’da anlatılan bu pasajda, yaşadığı çağda toplumsal huzur ve refahın ve uhrevi felahın hangi ahlaki ilkelerden geçtiği hususunda ciddi tespitlerde bulunuyor. Bu anlamda bizlere yaşadığımız toplumda nasıl bir yol ve yöntem takip etmemiz konusunda da ciddi tavsiyelerde bulunuyor. Hele de her türlü yolsuzluğun işlendiği ve hangi taşı kaldırırsan altında yolsuzluk, hırsızlık, vurgun ve bu işleri yapan organize güç olan çetelerin çıktığı böylesi bir ortamda bu ilkeler, samanlıkta gece karanlığında mumla iğne ararcasına ihtiyaç hissettiğimiz, bizlerin ve neslimizin selameti sahile çıkmamız için gerekli temel ilkelerdir. Toplumsal huzuru temin etmek için, sorunların hangi ilkelerden hareketle çözüme kavuşacağı nokta-i nazarında bizlere ufuk açıcı telkinlerde bulunan bu kıssa üzerinde ciddiyetle durmalıyız. Derin derin düşünüp bu tavsiyelere hayatiyet kazandıracak ortamlar oluşturmalıyız. Bilelim ki bizim hassas davranmayışımız neticesinde gelecek ve neslimizi mahvedecek kriz dalgası, aynı zamanda toplumumuzun geleceğini de mahvedecek ve “toplumsal kıyameti” toplumumuz açısından tetikleyecektir.

 

Bizler, kökleri 1400 yıllık bir temele dayanan köklü ve büyük bir mirasın sahipleriyiz. Şahit olduğumuz tüm olumsuz vakalar ve bu vakalarda yer alan insanlar bizlerin yetiştirdiği çocuklarımızdır. Bu toprakların insanlarıdırlar. Büyük bir gaflet ve ihanet içinde bulunan bu nesli hangi kriterlerden hareketle yetiştirdik. Bu gerçeği göz önünde bulundurduğumuzda toplumsal fecaatleri tetikleyen yegâne etmenin seküler temelde yükselen eğitim ve öğretim olduğu görülecektir. Karşımıza çözüm yolu olarak da çocuk eğitiminin dini temelde yeniden şekillenmesi gerektiği hususu çıkmaktadır. Yaşadığımız şehirlerin varoşlarından başlayarak merkezlerine kadar her tarafı kuşatmış, esrar, eroin, bali, kumar, fuhuş, faiz, hırsızlık, vurgun, soygun ve her türlü arsızlıklara müptela bu gençlik bir yerlerden mi ithal edildi? Başta yaratıcısına asi olup, vatanına ihanet eden, halkının değerlerini yozlaştırıp emperyalistlere peşkeş çeken, anne-baba hakkı dahi bilmeyen, hırsızlık, vurgun ve talan ile toplumun maddi değerlerini heba eden ve terörle toplumu kaos ve kriz ortamına çeken tüm bu oluşumları sevk ve idare eden ve gönüllü, gönülsüz bu tezgahta yer alan insanlar kimin çocukları? Hangi eğitim sisteminin ürünü bunlar? Bu tezgâhta yer alan insanların büyük çoğunluğunun üst düzey yetkililerden oluşması acı bir durum değil mi? Bu eğitim sistemimizde bir takım eksikliklerin olduğunu göstermiyor mu? Dışarıdan ithal edilmediklerine göre bu insanlar bizim ürünümüz. Tüm bu olumsuzlukları yaşayan ve yaşatan insanlar, sakat ve eksik bir mantığın ürünü olan bir eğitim ve öğretimin ürünüdürler. Elbette ki dışarıdan ithal edilmediler.

 

Bilmeliyiz ki bizler, bu konularda hassas davranmazsak gelecek olan ve akabinde neslimizi mahvederek hâlihazırdaki durumumuzu ipotek altına alacak kriz dalgası, aynı zamanda toplumumuzun geleceğini de mahvedecek ve “toplumsal kıyameti” toplumumuz açısından tetikleyecektir.

 

Lokman (as) Kimdir?

Lokman (as) Kur’an’ı Kerim’de ismi sadece bu surede geçen, aynı zamanda surenin de ismiyle anıldığı salih bir kişidir.[1]

 

Rivayetlere göre Eyyub (as)’ın kız kardeşinin yahut teyzesinin oğlu olup nesebi Lokman b. Baura b. Azer’dir. Mısırlı olup esmer renkli idi. Davud (as)’ın zamanına kadar yaşamış ve ondan ilim öğrenmişti. Allah ona hikmeti yani akıl, zekâ, ilim ve isabetli konuşma kabiliyeti vermişti. Bazı âlimler peygamber olduğunu söyleseler de Kur’an’da açık işaret olmadığından Cumhur-u Ulema Lokman’ın (as) peygamber olmayıp hâkim (hikmetli söz ver iş sahibi) salih bir kişi olduğu görüşündedirler.[2]

 

Taberani’nin İbni Abbas’tan (ra) rivayet ettiğine göre Peygamberimiz (as) şöyle buyurmuştur:

 

“Sudanlılara önem verin. Zira onlardan üç tanesi cennet halkının efendilerindendir. Bunlar: Lokman el-Hâkim, Necaşi ve Müezzin Bilal’dır.”[3]

 

Lokman’dan (as) Birkaç Hikmetli Söz

 

İbni Cerir der ki:

Bize İbni Veki’nin… Halid er-Rabai’den rivayetinde o, şöyle anlatmıştır: “Lokman, Habeşli marangoz bir köleydi.

 

Efendisi ona;

“Bize şu oğlağı kes demişti.”

Lokman o oğlağı kestiğinde efendisi;

“Ondaki en temiz ve hoş parçayı çıkar” dedi.

Lokman dilini ve kalbini çıkardı.

Başka bir seferinde efendisi;

“Bize şu oğlağı kes” diye emretti.

Lokman oğlağı kestiğinde; “Ondaki en pis ve mundar parçayı çıkar” dedi. Lokman yine dilini ve kalbini çıkardı.

Efendisi ona;

“Sana “Ondaki en temiz ve hoş parçayı çıkar” dediğimde dilini ve kalbini çıkardın, aynı şekilde “Ondaki en pis ve mundar parçayı çıkar” dediğimde de dilini ve kalbini çıkardın” dedi.

Lokman;

“Temiz ve hoş oldukları zaman bu ikisinden daha temiz; pis oldukları zaman da bu ikisinden daha pis hiçbir şey yoktur, diye cevapladı efendisini.[4]

 

Lokman’ın (as) ortaya koyduğu bu hikmetli söz, toplumların felahı için de infisahı için de bizlere formül sunmaktadır. Toplumlar ailelerden aileler de bireylerden oluşmaktadır. Bireyleri eğitip topluma kazandıracak olanların ise ebeveynler olacağı gerçekliğinden hareketle bu örnek üzerinden verilen mesaj, tüm toplumun felaha ulaşması için bireysel değişim ve dönüşümün olumlu ve güzel yöne doğru gerçekleşmesi hakikatidir. Öncelikle kalp ve dilin sahih bir çizgide sapkınlıklardan arındırılıp terbiye edilmesi gerekmektedir.

 

Dilin salih ve sahih kılınmasını ise yine Lokman (as) şöyle formüle eder:

“Lokman (as) meclislerde oturup onlarla konuşurken birisi geldi ve sen benimle beraber falan falan yerde koyun otlatan değil misin?” dedi de Lokman;

“Evet, ben o kimseyim” dedi.

“Seni gördüğüm bu duruma sevk eden nedir?” diye sorunca da Lokman;

“Doğru söz ve beni ilgilendirmeyen şeyleri söylemeyerek susmak” diye cevapladı.[5] Çünkü bizzat Lokman’ın ifadesi ile “Susmak hikmettir.”[6]

 

Duyarsızlığın Hesabı Sorulacaktır!

Çocuklarımız, yaptığımız yanlışlıklar neticesinde dünyada cehennemi yaşıyorlarsa bizlerin bu hale duyarsız kalmamız mümkün değildir zaten. Çünkü Rab Teâlâ; “Diri diri toprağa gömülen kıza, sorulduğunda, “Hangi günah sebebiyle öldürüldü?” diye”[7] buyurarak hesap gününde toplumsal meselelere kör, sağır ve dilsiz kalan insanların çetin bir muhasebeye tabi tutulacağını beyan ediyor. Âleme şahit olarak tayin edilmiş İslam ümmeti olarak toplumsal sorunlara duyarsız kalmamız düşünülemez. Çünkü hesap gününe iman etmiş bir toplumuz. Ahiret hesabının çetin olduğunu biliyoruz. Duyarsızlığımızdan sadır olan meselelerin hesabının sorulacağına da inanıyoruz.

 

Sokağa terk edilen, anasına, babasına, atasına isyan eden nesillerin neden ve nasıl bu hale getirildiği sorulduğunda ne cevap vereceğiz? Eğitim ve öğretim programlarımızdan neşet eden bozguncu neslin hesabını nasıl vereceğiz? Bizden kaynaklanan problemlerden hareketle heder olan nesillerin hesabını verebilecek miyiz? Fuhuş sektörüne terk edilerek diri diri gömülen kızlarımızın, esrarın pençesinde uyuşturucu baronlarının para kazanma aracı kılınmış gençlerimiz, kumar, içki ve faiz sarmalında ömür tüketen zavallıların hesabı sorulduğunda ne diyeceğiz? Bu durumda hiç mi sorumluluklarımız yoktur? Var tabii ki. Sorumluklarımızın farkında olmalıyız. Farkında olmak için de vurdumduymaz olmuş ve bana değmeyen yılan bin yaşasın anlayışının zehriyle duyarsız kalmış bir toplum olmaktan kurtulmalıyız. O halde silkinme ve yeniden yapılanmaya giderek neslimizi ve nefsimizi cehennemi ızdırapların girdabında boğulmaktan kurtarma mücadelesi vermeliyiz.

 

Neslimizi ve nefsimizi, geldiği zaman yalnızca içimizdeki beyinsiz zalimleri kuşatmayacak ve topyekûn hepimizi helake götürecek fitne gelmeden terbiye ve tezkiyeye tabi tutmalıyız. İşte işin bu noktasında Lokman’ın (as) oğlunun şahsında bizlere telkin ettiği ilkeleri iyi tahlil etmeliyiz. Neslimizin eğitimini Lokman’ın altını çizdiği bu ilkelerden hareketle sağlamalıyız.

 

Şükreden Kul Olmak!

“Andolsun biz Lokman'a: “Allah'a şükret!” diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır.”[8]

 

Şükür; Allah Teâlâ’ya övgü sunmak, verdiği nimetlerin Allah’tan olduğunu ikrar edip hakkını ifa etmek  ve emrettiği hususlarda O’na itaat etmektir. Nimetleri Allah’tan bilmemek nankörlük olur. Hakkı ikrar etmediği için de kul için zulüm olur.

 

İbni Abbas (ra) anlatıyor:

"Resulullah (as) zamanında halk yağmura kavuştu. Bunun üzerine Resulullah (as): "İnsanlar bugün iki grup hâlinde sabaha erdiler, bir grubu kâfir, bir grubu mü'mindir" dedi. Ve şöyle açıkladı: "Bazıları: "Bu yağmur Allah'ın bir rahmetidir" derken diğer bazısı: "Falan falan yıldızın uğuru doğru çıktı" dedi. Bunun üzerine şu ayet[9] nazil oldu:"Hayır hakikatler kâfirlerin dedikleri gibi değildir. İşte yıldızların düştüğü yerlere and ediyorum ki, hakikaten bu, eğer bilirseniz büyük bir anddır. Muhakkak o, elbette çok şerefli bir Kur'ân'dır ki korunmuş  bir kitapta yazılıdır. Ona tam bir surette temizlenmiş olanlardan başkası el süremez. O âlemlerin Rabbinden indirilmedir. Şimdi siz bu kelâmı mı hor görücülersiniz? Rızkınıza şükredeceğinize siz behemehal tekzibe mi kalkışırsınız?"[10] hadiste geçtiği üzere verilen nimetin kaynağını tespit ve ikrar ederken Allah’ı hesap dışı bırakmak nankörlük olarak tarif edilmiştir.

 

Aynı zamanda şükür, insanın uzuvlarını, yaratıldığı hususlarda hayır yolunda kullanmak anlamlarını da içermektedir.[11] Allah’a şükür, iman ve teslimiyetin de ölçüsü olduğundan yığılan bir hazine mesabesindedir. Şükredenin şükrü, öz itibarıyla Allah’a değil kendisine fayda sağlar. “Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur.[12]

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor:

"Resulullah (as) çok namaz kılardı. Öyle ki ayakları kabarmıştı. Kendisine "Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetmiştir (kendini niye bu kadar yıpratıyorsun?)" denildi. O, bunlara şu cevabı verdi: "Şükreden bir kul olmayayım mı?"

 

Hadisin bir başka versiyonu da şöyledir; Allah resulü bir gece ibadetle meşgul iken Hz. Aişe’nin; “Ey Allah’ın resulü günahtan beri olduğun ve bağışlanmış bir kul olduğun halde ibadetle bu kadar uğraşıyorsun!” hayretine “Ey Aişe şükreden bir kul olmayayım mı?” cevabını vermesi manidardır. Allah resulü, aslında ümmetine, “Allah’ın size verdiği bunca nimete karşın şükreden kullardan olun” demektedir. Kendisi vahiyle desteklendiği ve Allah’ın kontrolünde ve korumasında olduğu için günahlara bulaşma imkânı olmadığı halde bulduğu her fırsatta şükrünü ifa edecek amellerle hayatını süslemektedir. Allah’ın bizlere verdiği onca nimeti göz önüne getirip şükrümüzü ifa etmeliyiz. Nankörlükten de fersah fersah uzak durmalıyız. Çünkü şükrün karşıtı nankörlüktür. Nankörlük ise nimetin kadrini bilmezliktir. 

 

Allah’a şükretmek aynı zamanda ayette de geçtiği üzere hikmetli davranış olarak tarif edilmiştir. Çünkü hikmet sahipleri ancak şükrü hakkıyla ifa ederler ki, hikmet; din konusunda derin bilgi, sahih inanç, akıl, yerinde ve doğru konuşma, isabetli görüş ve davranış demektir. Hikmet hem doğru bilgi, inanç ve düşünceyi hem de bu zihni birikimin mümkün olan en mükemmel şekilde hayata geçirilmesini ifade eder.[13]



[1] Kur’an Yolu: c:4 sf:336

[2] Tefsir’ul Münir c:11 sf:149

[3] İbni kesir 3/447

[4] İbni Kesir c:12 sf:6401

[5] İbni Kesir c:12 sf:6402

[6] Tefsir-ul Münir c:11 sf:149

[7] Tekvir:8–9

[8] Lokman:12

[9] Vakıa, 75-82

[10] Müslim, İman 127

[11] Tefsir’ul Münir c:11 sf:150

[12] Fizilal’il Kur’an c:11 sf:469

[13] Kur’an Yolu c:4 sf:336

 

 

HANİFİ TOSUN / WWW.TEVHİDYOLUNDA.COM / ÖZEL 

(Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz)

 
  Bugün toplam 102 ziyaretçimiz var  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=