ANASAYFA

TASAVVUF

PORTRELER

ZİYARETCİLER

NAMAZ

ÖNCÜLER

EFENDİMİZ

MAKALELER

KADIN -AİLE

KUR`AN ve BİZ


   
  Kuran ve Biz - www.kuranvebiz.com
  Lokman 2
 
Çocuklarımızın geleceğini inşa ederken Lokman (as)'ı düşünmek 2
 
 
Kur’an’da bizlere örnek tip olarak sunulan baba adayı, Lokman’dır (as). Bu bağlamda Lokman (as) ilk başta şükretmek ve asla nankörlük yapmamakla emrolunmuştur. Çünkü baba olarak kendisine verilen emanete ancak bu bilinçte olduğu zaman sahip çıkabilir.


 

 

 

 

 

Nasıl Bir Anne-Baba?

İbni Ömer (ra) anlatıyor: "Resulullah (as) buyurdular ki: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mesulsünüz. İmam çobandır ve sürüsünden mesuldür. Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden mesuldür. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden mesuldür. Hizmetçi, efendisinin malından sorumludur ve sürüsünden mesuldür."[1]

Tepeden tırnağa toplumu oluşturan her bireyin diğerlerine karşı sorumlulukları vardır. En alt düzeyden en üst düzeydekilere kadar… Hadis, bu sorumluluğu bizlerin idraklerine sunmuştur. İstikbalin garantörlüğü çocuklarımızın elindeyse o halde işin burasında anne ve babalara büyük sorumluluklar düşmektedir. Ve sorumluluklarının bilincinde olan anne ve babalar ancak ümmetin geleceğini imar edecek projeler geliştirirler. Aynı şekilde mesuliyetlerinin farkında ve fevkinde olan anne ve babalar, Lokman (as) örnekliğinde bizlere sunulan anne ve baba profilini hakkıyla temsil edebilirler.

 

Kur’an’ın öngördüğü ve hadisin altını kalın çizgilerle çizdiği kişilikte olabilmenin yolu, tüm peygamberlerin ümmetlerine tebliğ ettiği tevhid, adalet ve kardeşlik ilkelerini içselleştirmekten geçer. Allah’ın birliği temelinde anlayışlarını şekillendiren, adalet ve kardeşlik ilkelerinden hareketle güven temelinde toplumsal alt yapıyı ikame eden anlayış, kavrayış ve yaşayış tarzları özlenen ümmeti oluşturabilirler. İşin burasında toplumun ilk öğretmenleri olan anne ve babalara büyük sorumluluk düşmektedir. Bu anlayışın yer edeceği ortamları oluşturup genç nüfusu sorumluluklarının farkında yetiştirecek dimağlarda öncelikle Allah’a karşı bir minnettarlığın ve verilen nimete şükrün yerleşmesi gerekir. Lokman kıssasında Yüce Allah, Lokman’ın nasihatlerinden bahsetmezden evvel Lokman’a nasıl bir baba olarak bu kutsal görevi ifa edeceği şu ifadelerle gündem yapılmıştır. “Andolsun biz Lokman'a: “Allah'a şükret!” diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır.”[2] Çünkü Tevhid temelinde ikame edilecek bir hayatı ancak verilen nimetlerin kadrini bilen ve bu bilinçle hayat maratonunda mücadele eden ebeveynler kurar. Dikkat edilecek olursa Lokman’a verilen hikmetin çerçevesi çizilirken tevhid inancının başta geldiği görülmektedir. Esasen bu, şükrün de birinci şartıdır.[3] Bu bağlamda Ebeveynlerin Allah’a şükretme bilincini kuşanmaları ve hayatı bu bilinçle inşa etmeleri gerekmektedir.

 

Kur’an’da bizlere örnek tip olarak sunulan baba adayı, Lokman’dır (as). Bu bağlamda Lokman (as) ilk başta şükretmek ve asla nankörlük yapmamakla emrolunmuştur. Çünkü baba olarak kendisine verilen emanete ancak bu bilinçte olduğu zaman sahip çıkabilir. Tıpkı Lokman örnekliğinde olduğu gibi, her anne ve babanın da çocuklarının selameti için bu vasfı kuşanmaları kaçınılmaz bir husustur. Verilen nimetin kadrini bilemeyip vefasız bir yaşamın çarkları arasında ömür tüketen anne babalar geleceklerini inşa edecek evlatlarını kulluk temelinden uzak bir atmosfere terk etmiş olurlar. Nitekim “Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir”[4] buyurur Yüce Allah (cc). Bu vasıf salih bir toplum inşa etme gayretinde olan ebeveynlerin kuşanmaları kaçınılmaz özelliklerdendir.

 

Ya Buneyye! Ey Oğulcuğum!”

“Lokman, oğluna öğüt vererek: “Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür” demişti.”[5]

 

Ya Buneyye!” Merhamet yüklü, gönül okşayıcı, duyguları depreştirici bir üslupla yapılan bir hitap… Sevgi ve merhamet yüklü bir üslupla gönül fethetme hedeflenmiş bir yöntem… Sözlerin tesir oluşturmasını sağlayacak bir tarz… Lütfen, bir tanem, canım, güzelim der gibi bir dokunuş… etki sahanıza çekeceğiniz bir ferde bu tarz taltif edici bir üslupla hitap ettiğinizde nasıl bir etki oluşturacağını varın siz düşünün. Hele de muhatabınız ciğerpareniz olan yavrularınızsa…  

 

“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır…”[6] çocuk eğitiminde olduğu gibi –sırası gelmişken değinmekte fayda mülahaza ediyorum- insanları irşat ve tebliğ ederken yumuşak söz söylemenin de tesiri çok büyüktür. Bunun içindir ki asrının en zalim ve gaddar lideri Firavun’a bile elçilerini gönderirken Yüce Allah; “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar”[7] buyurmuştur. Yumuşak tabiatlı olmak her zaman için önemli etkileri celbeden bir haldir. Allah resulü vali olarak tayin ettiği kişilerde özellikle bu vasfı arardı. Hatta sert tabiatlı olan Ebuzer (ra) Allah resulünden bir defasında kendisini vali tayin etmesini isteyince Allah resulü Ona olumsuz cevap vermiştir. Yüce Mevla resulünü şöyle ikaz etmiştir; “O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.”[8]

 

Resulullah (as); “Müminin misali birbirini yıkayan iki el misalidir” buyurur. Nedir birbirini yıkayan iki elin misali? Nazikçe, birbirini ovarak, zedelenmesini engelleyici bir rikkat ile, nazenin ve narin davranışlarla yıkarlar birbirlerini. Hatta birbirlerine zarar vermesinler diye kayganlığı arttırıcı sabun vb. maddeler kullanılır. Birbirini yıkayan iki elin birinin diğerini çimdikleyerek yıkadığına rastlanmamıştır. Eller birbirlerini şefkat ve merhametle ovarak temizlerler.

 

Hadiste izah edildiği gibi vaaz ve nasihat ederken de gönül okşayıcı, yaraları tedavi edici bir yöntem uygulanmalıdır. Üstelik sözün tesir edebilmesi için hikmetle ve güzel öğütle söylenmesi ilahi emir gereğidir. “Resulüm! Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et![9]  

 

Konumuz olan çocuk eğitimine gelecek olursak çocukların sözünüzü dinleyip kendilerine çeki düzen verebilmeleri için onlara karşı yumuşak bir üslup benimsenmelidir. Taltif edilmeli, tatlı söz söylemeyle beraber bir takım hediyelerle ödüllendirilmelidirler. Ki Lokman (as)’ın yaptığı da budur. Çocuklarımıza veya toplumun diğer üyelerine vaaz-öğüt verirken tıpkı Lokman’ın yaptığı gibi işin usul ve erkânına dikkat etmeliyiz. Kaba-saba olmaktan uzak, naif ve nazenin bir tavrı benimsemeliyiz. Verilecek öğüdün yönteminin etkili olabilmesi için mucibince, ödül ve cezayı da içeren, “kavlun leyin-yumuşak söz”le kalpleri yumuşatacak bir üslubun da benimsenmesi gerekir. Şefkat ve rikkat ile ama otoriterliği de elden bırakmadan usulünce bir yöntemi benimsemeliyiz.

 

Lokman (as) “ya buneyye-Ey oğulcuğum!” şeklinde naif ve kibar, bir o kadar da kalp okşayıcı, merhamet ve sevgi yüklü bir kelimeyi kullanarak işin henüz daha başında iken evladının bütün benliği ile kendisine kulak kesilmesine zemin hazırlamıştır. Kavga, sövgü, haşin tavır ve cedelden uzak, sevgi atmosferinde hata ve yanlışların tolare edildiği bir üslup ve yöntemle… Evet dışlayan değil kapsayan, öldüren değil yaşatan, dağıtan değil toplayan olabilmek için böylesi bir yöntem kaçınılmaz tek yoldur.

 

Lan’lı lun’lu, kaba ve haşin, sövgü dolu, nefreti celbeden, kin ve düşmanlığa neden olan, insanların adeta “şeytan görsün yüzünü” dercesine birbirlerinden kaçtıkları bir üslupla yapılan nasihatler hiçbir anlam ifade etmez ve hiçbir tesir halketmez.

 

Yüce Allah;

“Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır”[10] buyuruyor.

 

Bu emre muhatap bizler, omuzlarımıza yüklenilmiş sorumluluklarımızı ifa etmek mecburiyetindeyiz. Yoksa ateş bacayı sarar ve yangın her tarafı kapsar. Öyle ki; “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olacağız.”[11] Aile efradımızı nasıl bir tarzla uyarmamız gerektiğini Lokman (as) üzerinden somutlaştırarak bizlere sunan Yüce Allah’ın önümüzde var ettiği fırsatı henüz kaçırmadan iyi kavramalıyız. Bu bağlamda düşündüğümüzde önümüzde duran hakikat, vaaz ve nasihat ederken itici olmaktan uzak, kuşatıcı bir dili benimsememiz gerçekliğidir. Unutmayalım ki aile efradımız, göstereceğimiz sevgi ve saygı sayesinde kendilerine vereceğimiz öğütlerin gereğini hakkıyla ifa edebilirler. Vahyin önderliğinde istenen kişilikler bu şekilde oluşur.

 

“Allah'a ortak koşma!”

Ebeveynlerin çocuklarını eğitirken her şeyden önce tevhid bilinciyle donatmaları, Kur’an’ın Lokman (as) üzerinden bize hatırlattığı temel hususlardandır. Hayatın temel gayesi Allah’a kulluk[12] ise hayatlarının ilkbaharını yaşayan ve hayatın sürprizleriyle yüzleşmemiş genç nesillerin bu gayeye matuf eğitilmeleri bir zorunluluktur. Henüz hayatın dağdağasına kapılmamış genç bilinçlerin tevhid gerçekliğini kavrayıp en büyük zulüm olan şirkten arındırılarak hayata atılmaları, daha küçük yaşta iken şirkin kirlerinden arınıp tevhidin berraklığına yelken açmaları kaçınılmaz bir husustur. Geleceğin güvenli toplumunu oluşturmayı hedefliyorsak çocuklarımızın kişiliklerini sağlam temeller üzerinde bina etmeliyiz. Tevhidi bilinç, çocuk yaşlarda iken içselleştirilmelidir. Allah’tan başka bir gücün hayata müdahalesinin mümkün olmadığı, Allah’tan başka güçlerin aciz olduğu, yegane gücün Allah olduğu bilinç ve inanç düzeyinde daha çocuk yaşta iken çocuğa verilmelidir.   

 

“Ağaç yaşken eğilir” der ya bir kelamı kibarda. Çocuk daha küçük yaşta iken hayatın ana hedefi olan Allah’a kulluk bilinci ile bilinçlendirilmelidir. Bilinçlerin saf ve berrak olduğu, kişiliklerin henüz oluşum aşamasında olduğu çocukluk yılları bu bakımdan önem arz eder. Henüz kirlenmemiş bu körpe beyinlere şeksiz, şüphesiz, şirksiz bir inanç, anlayış, kavrayış ve yaşayış modeli sunulmalıdır. Neden? Çünkü “şirk büyük bir zulümdür” der Lokman çocuğuna nasihat ederken.

 

“Şirk Büyük Bir Zulümdür.”

Elmalılı Hamdi Yazır, şöyle der: Şirk, bir zulüm ve bir haksızlıktır. Şirk koşan biri de allah’ın hakkı olan uluhiyet ve ubudiyeti yaratılmış herhangi bir varlığa vererek hakkı olmayana bir hak ihdas etmektedir. Çünkü zulüm, bir şeyi yerinden başka bir yere koymaktır. Şirk Allah’ın hakkını, Allah’tan başkasına vermek olduğundan büyük bir zulümdür.[13]

 

Allah’a yarattıklarını ortak kılmak, büyük bir haksızlıktır. Çünkü Allah birdir.[14] Ortağı yoktur. Fiillerinde ve sıfatlarında tektir. Hiçbir şeye benzemez. “O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.”[15] O’nun hakkında ne düşünürsen O, onun dışındadır. Beşerin duyu organları O’nu idrak edemez. Hiçbir güç O’nu aciz bırakamaz. O’ndan başka ilah yoktur. O ezeli ve ebedidir. Başlangıcı yoktur, sonu da olmayacaktır. “O, öyle Allah'tır ki, O'ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır. O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir. O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şanını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.”[16]

 

O’nun dileğinin dışında bir şey olmayacaktır. O düşünceyle bilinebilecek ve idrak edilip kuşatılabilecek bir güç değildir. Ayette de geçtiği gibi yüce Mevla yaratıklarından hiçbirine benzemediği gibi onun için ölüm de yoktur. “O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.”[17] O hay ve kayyumdur. Uyumaz. "Allah, O'ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür."[18] İhtiyaç duymadan yaratan, meşakkatsiz dilediğine rızık verendir. Korkuya kapılmadan ölümü yaratan ve öldükten sonra hiçbir sıkıntı ve zorluk çekmeksizin tekrar diriltecek olan O’dur. 

 

İşte böyle yüce bir varlığa aciz ve kudretsiz, kendi başının çaresine bile bakamayacak kadar güç ve kuvvetten yoksun varlıkları[19] Ona ortak tanımak büyük bir zulümdür. Şirk bu sebepten affedilmeyen[20] büyük bir zulümdür. Çünkü “Andolsun ki biz Âdemoğullarını üstün bir şerefe nail kıldık[21] ayetinin ifadesince Allah’ın şerefli kıldığı, şeref verdiği insan nefsini mahlûkata ibadet ettirerek alçak ve zelil kılmak hakikaten büyük bir haksızlıktır. Kâinatta yaratılan tüm varlıklar, görevi, Allah’a kulluk olan insana, hizmet için yaratılmışken, insanın kalkıp kendi hizmetine tahsis edilmiş varlıkları bir kurtarıcı olarak görüp onlara ibadet etmesi elbette ki büyük zulümdür. 

 

Bireylerin toplumsal sorumluluk bilincine adapte edildikleri ilk bilinçlenme çağlarında tevhid bilinci temelinde eğitilmeleri bu sebepten kaçınılmaz bir hakikattir. Aksi takdirde zulüm temelli bir bilinçle hayata merhaba diyecek gençliğin canavarlaşmasına şahit olacağız ki böyle bir gençliğin oluşturduğu atmosferi anlamak için fazla uzağa gitmeye gerek yoktur. Ülkenin gündemini bizlere ulaştıran gazetelerin 3. sayfalarına bakmamız bunu anlamak için yeterlidir. Gözünü kırpmadan bir takım maddi değerler uğruna babasını, annesini, kocasını, hanımını, çocuğunu öldüren insanları bu çılgınlığa iten sebebin ne olduğunu sanıyoruz? Ya da hayatının baharında gençlerin eroin, esrar, kumar, fuhuş vb. toplumsal fecaatlerin kucağına iten, olmadı intihara sürükleyen nedenin ne olduğunu sanıyoruz? Şüphe yok ki bunların tek sebebi vardır. O da tevhid temelli İslami bilinçten yoksun olmaktır. Allah’ı ve Allah’a dair olanı bilmemektir. İnanç yoksunluğunun kavurucu girdabında kıvranmaktandır. Ahlaki terbiyelerinin temelinde Allah inancı olmayan toplumların düşeceği dereke burasıdır. Buhran, bunalım, kriz ve kaos… “Allah’tan korkmuyorsan dilediğini yap” buyuran nebiyi muhterem bu gerçekliğin altını çizmektedir.

 

Bu zulmün farkında olan bir bireyin hayatında, falso hareketlere rastlamak imkân dâhilinde olsa da hayatını ipotek altına alacak düzeyde olması düşünülemez. Adalet temelinde bir hayatın mimarı oluverir. Böyle bir hayatta, Hak ve hukuk çiğnenmeden, olması gereken neyse mucibince hareket eden bireylerin sağlıklı ortamlarının güzel ve mis kokulu ortamlarına yelken açılmış olunur. Unutulmamalıdır ki Tevhid temelli yaşam felsefesi, dünyevi ve uhrevi kurtuluştur. Aksi ise zindandır ki zulmün ve zulmetin esir aldığı bir hayattır.



[1] Buhârî, Ahkâm 1; Müslim, İmâret20; Tirmizî, Cihâd 27; Ebû Dâvud, İmâret 1

[2] Lokman:12

[3] Kur’an Yolu c:4 sf:337

[4] Fussilet:46

[5] Lokman:13

[6] Türk atasözü

[7] Taha:44

[8] Ali İmran-159

[9] Nahl:125

[10] Tahrim:6

[11] Türk atasözü

[12] Zariyat:56

[13] Hak Dini Kur’an Dili c:6 sf:272

[14]İhlâs Suresi; “De ki; Allah birdir. Allahın kimseye ihtiyacı yoktur. O doğurmamış, kimse tarafından da doğrulmamıştır. O’nun hiçbir dengi de yoktur.”

[15] Şûra:11

[16] Haşr:22-24

[17] Şûra:11

[18] Bakara:255

[19] Hem de Allah’ın kulluk için yarattığı varlıkları…

[20]Nisa:48 "Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur."

[21] İsra:70

 

 

HANİFİ TOSUN / WWW.TEVHİDYOLUNDA.COM / ÖZEL 

(Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz)

 

 
 
  Bugün toplam 23 ziyaretçimiz var  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=